Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Şeyma Muslu
Şeyma Muslu

MODERN ÇAĞIN BOZUK YÜZÜ : KAYITDIŞI KALMAK

Geçtiğimiz hafta sizlerle tanıştığımız o ilk köşede, ülkemizin hukuk endekslerindeki gerilemesini ve adalet mekanizmasındaki yapısal sorunları, WJP (World Justice Project) 2025 verileri ışığında ele almıştık. Ancak adaletin tesisi, sadece yasal metinlerle değil, toplumun bireyleri arasındaki vicdani sözleşmenin, psikolojik uzantısı ile de yakından ilişkilidir. Bugün, sistemin dışına ittiğimiz o kayıtdışı gerçeklerle, kendi içsel yabancılaşmamızı yüzleştireceğiz.

Sosyolojik olarak modern toplum, bireyi sürekli bir performans sahnesinde tutar. Birey; mükemmeliyetçi imajını korumak adına gerçek hislerini baskılar ve aynadaki yansıması artık kendisi değil, ‘sözde düzenin’ bir ürünü haline gelir. Bu durum, Zygmunt Bauman’ın ‘Akışkan Modernlik’ kuramında vurguladığı gibi, bireyin toplumsal bağlarının kopmasına ve kendi konfor alanına çekilerek ‘kayıtdışı’ kalmasına yol açmaktadır.

Görünen yansımayı bozmak, illüzyonun dışındaki o karanlık ve soğuk gerçekle yüzleşmeyi gerektirir. Konforumuz, en büyük prangamız olduysa yerimizde saymak kaçınılmazdır.

Kayıtdışılık en bilinen haliyle bir ekonomi terimi değil; bugün kapı komşumuzun feryadına kapattığımız o çelik kapıların ardındaki sessizliğimizdir. Akşam haberlerinde izleyip, yemeğimize devam ettiğimiz ‘45 saniyelik’ trajedilerdir. Bir çocuğun çığlığı, bir hayvanın dilsiz yardım talebidir… Kayda geçen; ’unutulacak anlardan’ ibaret iken, o istatistiklerin gerçekliği göz göre göre sistem dışına itilir. 

Refah seviyesi ve güven duygusu azaldıkça, ‘ucu bana dokunmasın’ refleksinin güçlendiği, sosyal psikoloji araştırmalarında sıklıkla teyit edilen bir olgudur. Bireyin gözü önünde yaşanan olumsuzluklara karşı sergilediği bu refleks, sosyal psikolojide ‘Seyirci Etkisi’ (Bystander Effect) olarak tanımlanan fenomenle açıklanmaktadır. Bibb Latané ve John Darley’in öncü çalışmalarından bu yana, ortamda ne kadar çok kişi bulunursa bireyin sorumluluğu o kadar çok paylaştığı ve müdahale etme olasılığının düştüğü bilimsel olarak teyit edilmiştir.

Kendi sorumluluk alanımızı kayıtdışı bırakmak, toplumsal felaketlere zemin hazırlayan pasif bir özneye dönüşmektedir. Ezberletilmiş rollerle sahnede kalan bizler, sistemin dışına itilen o görünmezliklerin aslında toplumun geleceği olduğunu göz ardı ediyoruz.

Sistemin, özellikle bizim gibi yoğun gündemi olan bir ülkenin unutturma üzerine olan bu illüzyonundan uyanmak, elimizdeki o kanı -görmezden geldiğimiz sorumluluklarımızı- görebilmeyi gerektirir. Perde kapandığında, maskeler düştüğünde, elimizdekine bakıp ‘BU KİMİN ESERİ?’ diye sormaya hazır mıyız? 

Sizce de her şeyin ‘Faili Malum’ değil mi???

Şeyma MUSLU Yazar | Stratejist | Analist

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER