Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Cihan Fulser
Cihan Fulser

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı: 103 Yıllık Cumhuriyetin Hukuki ve Siyasi Tarihi

Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan tarihî süreç, millî egemenlik mücadelesi ve 29 Ekim 1923’te ilan edilen yeni yönetim biçimi.

Araştırma – İnceleme | Cihan Fulser

29 Ekim 2026 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 103. yıl dönümünü kutluyoruz. Ancak Cumhuriyet’in ilanını yalnızca bir tarih veya yönetim değişikliği olarak değerlendirmek, arkasındaki uzun siyasi ve hukuki mücadeleyi eksik anlamak olacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı Devleti’nin son döneminde başlayan anayasal arayışların, savaşların, işgallerin, bağımsızlık mücadelesinin ve millî egemenlik düşüncesinin tarihsel sonucudur.

Bu araştırma makalesinde Türk tarihinin kadim devlet geleneğinden başlayarak Tanzimat dönemine, Kanun-ı Esasi’ye, I. ve II. Meşrutiyet’e, Balkan Savaşları’na, Birinci Dünya Savaşı’na ve Millî Mücadele’ye uzanan süreç ele alınmaktadır.

Çalışmanın temel amacı, Cumhuriyet’in ilanına giden hukuki ve siyasi gelişmeleri kronolojik bütünlük içerisinde incelemek ve 29 Ekim 1923’ün tarihimizdeki yerini ortaya koymaktır.

Cumhuriyet 103 yıllık genç bir yönetim biçimidir. Ancak onu ortaya çıkaran tarihsel birikim, çok daha eski dönemlere uzanmaktadır.

1. TÜRK TARİHİNİN KÖKLÜ DEVLET GELENEĞİ VE CUMHURİYET

Türk tarihinin geçmişi, Orta Asya bozkırlarında gelişen kadim kültürlere ve devlet yapılanmalarına kadar uzanmaktadır.

Pazırık Kurganları, Afanasiyevo ve Andronovo kültürleri, Sakalar, Göktürkler, Karahanlılar ve Selçuklular, Türk tarihinin farklı dönemlerini anlamak açısından önemli araştırma alanlarıdır.

Özellikle Göktürk Kağanlığı, Türk adını devlet adı olarak kullanan erken siyasi yapılardan biri olması bakımından tarihsel önem taşımaktadır.

Selçuklu Devleti, Türk devlet geleneğini Anadolu’ya taşıyan en önemli siyasi yapılardan biri olmuştur. Osmanlı Devleti ise bu tarihsel birikimi yüzyıllar boyunca geliştirdiği hukuk, ordu, yönetim ve kültür kurumlarıyla sürdürmüştür.

Türkiye Cumhuriyeti, bu geçmişi yok sayan bir siyasi başlangıç değildir. Millî Mücadele sonucunda ortaya çıkan yeni devlet, Anadolu’daki tarihsel ve toplumsal birikimin üzerinde yükselmiştir.

1.1. Anadolu’daki kadim kültürler ve Proto-Türk tartışmaları

Anadolu ve Avrasya coğrafyasında bulunan arkeolojik buluntular, binlerce yıllık insan yerleşimlerini ve kültürel etkileşimleri ortaya koymaktadır.

Pazırık Kurganları, Hakkâri Stelleri, Malatya Arslantepe Höyüğü ve Orta Asya bozkır kültürüne ait buluntular, tarih araştırmaları açısından önemli kaynaklardır.

Bununla birlikte bu arkeolojik kültürlerin doğrudan Türk kimliğiyle ilişkilendirilmesi konusunda akademik dünyada farklı görüşler bulunmaktadır.

Özellikle Lemnos yazıtları, İskandinav Futhark alfabesi ile Göktürk yazısı arasındaki benzerlikler ve Odin’in kökenine ilişkin görüşler, bazı araştırmacıların ortaya koyduğu tezler arasında yer almaktadır. Ancak bunlar tarih biliminin üzerinde uzlaştığı kesin sonuçlar olarak değerlendirilmemelidir.

Bu tartışmaların ötesinde, Türk devlet geleneğinin Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan tarihsel gelişimi, farklı dönemlerin siyasi ve kültürel kurumları üzerinden incelenebilir.

Burada önemli olan, geçmişin farklı dönemlerini birbirinden koparmadan, tarihsel kanıtların ışığında değerlendirmektir.

2. OSMANLI DEVLETİ’NDEN ANAYASAL YÖNETİME GEÇİŞ

Osmanlı Devleti, uzun yıllar boyunca mutlak monarşi esasına dayanan bir yönetim sistemiyle idare edildi.

Ancak 19. yüzyıla gelindiğinde devletin siyasi, ekonomik ve askerî yapısında önemli değişimler yaşanmaya başladı.

Avrupa’daki anayasal hareketler, merkezî yönetimin yeniden düzenlenmesi ve devlet otoritesinin hukuk kurallarıyla sınırlandırılması düşüncesi Osmanlı aydınlarını da etkiledi.

Bu gelişmeler, Cumhuriyet’e uzanan hukuki dönüşümün ilk önemli aşamalarını oluşturdu.

2.1. Tanzimat Fermanı ve Islahat Fermanı

3 Kasım 1839 tarihinde ilan edilen Tanzimat Fermanı, Osmanlı yönetiminde önemli bir hukuki dönüşümün başlangıcı oldu.

Fermanla can, mal ve namus güvenliği, vergilendirme ve askerlik gibi konularda yeni esaslar ortaya konuldu.

1856 Islahat Fermanı ise özellikle gayrimüslim tebaanın hukuki statüsüne ilişkin düzenlemeler getirdi.

Bu belgeler doğrudan anayasal yönetim kurmamış olsa da devlet yönetiminin yazılı kurallarla düzenlenmesi açısından önemli bir tarihsel aşamaydı.

2.2. Kanun-ı Esasi ve I. Meşrutiyet

23 Aralık 1876 tarihinde Kanun-ı Esasi ilan edildi.

Böylece Osmanlı Devleti’nin ilk anayasası yürürlüğe girdi ve meşruti monarşi dönemine geçildi.

19 Mart 1877 tarihinde ilk Osmanlı Meclis-i Umumisi açıldı.

Ancak 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında yaşanan ağır gelişmelerin ardından II. Abdülhamid, Şubat 1878’de Meclisi süresiz tatil etti.

Anayasa tamamen ortadan kaldırılmadı ancak parlamentolu yönetim fiilen kesintiye uğradı.

2.3. II. Meşrutiyet ve parlamenter yönetim arayışı

23 Temmuz 1908 tarihinde II. Meşrutiyet yeniden ilan edildi.

Meclis-i Mebusan tekrar açıldı ve anayasal yönetim yeniden işlerlik kazandı.

1909 yılında yapılan anayasa değişiklikleriyle padişahın yetkileri sınırlandırılırken hükümetin parlamentoya karşı sorumluluğu artırıldı.

Ancak siyasi çekişmeler, askerî müdahaleler ve savaş koşulları, Osmanlı’nın parlamenter yönetim tecrübesinin istikrarlı bir yapıya kavuşmasını engelledi.

3. 93 HARBİ’NDEN BALKAN SAVAŞLARI’NA: TOPRAK KAYIPLARI VE GÖÇLER

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, Türk tarihinde 93 Harbi olarak bilinmektedir.

Savaşın sonucunda Osmanlı Devleti büyük toprak kayıpları yaşadı. Balkanlar ve Kafkasya çevresinde yaşayan Müslüman nüfusun önemli bir bölümü zorunlu göçe maruz kaldı.

Göç yollarında açlık, salgın hastalıklar ve saldırılar nedeniyle çok sayıda insan hayatını kaybetti.

1912-1913 Balkan Savaşları ise Osmanlı Devleti açısından yeni bir felaketin başlangıcı oldu.

Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ ile yapılan savaşlar sonucunda Osmanlı Devleti, Rumeli’deki topraklarının büyük bölümünü kaybetti.

Edirne de ilk savaşta kaybedilen bölgeler arasında yer aldı. İkinci Balkan Savaşı sırasında yeniden Osmanlı yönetimine geçti.

Balkan Savaşları sırasında Müslüman sivil nüfusa yönelik saldırılar, yağmalar, köylerin yakılması ve zorunlu göçler yaşandı.

Bu süreçte Anadolu’ya yönelen büyük göç dalgaları, Osmanlı toplumunun demografik yapısını önemli ölçüde değiştirdi.

4. BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI VE OSMANLI DEVLETİ’NİN DAĞILIŞI

Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı’na 1914 yılında katıldı.

Çanakkale, Kafkasya, Irak, Filistin, Suriye, Hicaz, Yemen ve Galiçya cephelerinde mücadele eden Osmanlı ordusu, geniş bir coğrafyada savaşmak zorunda kaldı.

4.1. Çanakkale’den Kafkasya’ya uzanan cepheler

Osmanlı askerleri yalnızca Anadolu’yu değil, devletin farklı bölgelerindeki stratejik noktaları ve ulaşım hatlarını da savundu.

Çanakkale Cephesi’nde İngiliz ve Fransız kuvvetlerine karşı büyük bir direniş gösterildi.

Kafkas Cephesi’nde Rus ordusuyla mücadele edildi. Irak ve Filistin cephelerinde İngiliz kuvvetleriyle ağır savaşlar yaşandı.

Bu dönemde askerî kayıpların yanında salgın hastalıklar, yetersiz beslenme ve esaret koşulları da büyük can kayıplarına neden oldu.

4.2. Sykes-Picot Anlaşması ve Osmanlı topraklarının paylaşılması

16 Mayıs 1916 tarihinde İngiltere ve Fransa arasında imzalanan Sykes-Picot Anlaşması, Osmanlı Devleti’nin Arap vilayetlerinin nüfuz alanlarına ayrılmasını öngörüyordu.

Gizli anlaşma, savaş sonrasında Osmanlı topraklarının nasıl paylaşılmak istendiğini gösteren önemli belgelerden biridir.

1917 yılında Bolşevik yönetiminin gizli anlaşmaları açıklamasıyla bu paylaşım planı kamuoyuna yansıdı.

4.3. Mondros Mütarekesi ve işgaller

30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi imzalandı.

Mütarekenin ardından Osmanlı Devleti’nin askerî ve siyasi gücü büyük ölçüde etkisiz hâle geldi.

İtilaf Devletleri stratejik bölgeleri işgal etmeye başladı.

15 Mayıs 1919’da Yunan birlikleri İzmir’e çıktı. İşgal sırasında Türk askerleri ve siviller hayatını kaybetti.

Gazeteci Hasan Tahsin, İzmir’in işgaline karşı gösterdiği direnişle millî hafızada önemli bir yer edindi.

Bu gelişmeler Anadolu’da bağımsızlık mücadelesinin örgütlenmesini hızlandırdı.

5. MİLLÎ MÜCADELE: BAĞIMSIZLIK VE MİLLÎ EGEMENLİK

19 Mayıs 1919 tarihinde Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışı, Millî Mücadele’nin örgütlenme sürecinde önemli bir dönüm noktası oldu.

22 Haziran 1919 tarihli Amasya Genelgesi’nde yer alan şu ifade, mücadelenin temel anlayışını ortaya koyuyordu:

“Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”

Erzurum ve Sivas kongreleriyle millî teşkilatlanma güçlendirildi.

Anadolu’daki direniş hareketleri ortak bir siyasi merkez etrafında birleşmeye başladı.

5.1. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması

16 Mart 1920 tarihinde İstanbul resmen işgal edildi.

Meclis-i Mebusan basıldı, bazı milletvekilleri tutuklandı ve Malta’ya sürgün edildi.

Bu gelişmelerin ardından Ankara’da yeni bir meclisin açılması kararlaştırıldı.

23 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı.

Böylece millî egemenliğin merkezi Ankara oldu.

5.2. 1921 Teşkilât-ı Esasîye Kanunu

20 Ocak 1921 tarihinde Teşkilât-ı Esasîye Kanunu kabul edildi.

Anayasanın birinci maddesinde şu hüküm yer aldı:

“Hâkimiyet bilâ kaydü şart Milletindir.”

Bu düzenleme, egemenliğin kaynağının hanedan değil millet olduğunu açıkça ortaya koyuyordu.

Cumhuriyet henüz ilan edilmemişti ancak yeni devletin yönetim anlayışının temel ilkesi belirlenmişti.

5.3. Büyük Taarruz ve askerî zafer

23 Ağustos-13 Eylül 1921 tarihleri arasında Sakarya Meydan Muharebesi gerçekleştirildi.

26 Ağustos 1922’de Büyük Taarruz başladı.

30 Ağustos 1922 tarihinde Başkomutanlık Meydan Muharebesi kazanıldı.

Türk ordusu 9 Eylül 1922 tarihinde İzmir’e girdi.

Bu zafer, Millî Mücadele’nin askerî safhasında belirleyici bir sonuç ortaya çıkardı.

11 Ekim 1922 tarihinde Mudanya Mütarekesi imzalandı ve Doğu Trakya’nın Türkiye’ye devrinin yolu açıldı.

6. 1 KASIM 1922: SALTANATIN KALDIRILMASI

Millî Mücadele’nin askerî başarısının ardından Türkiye’nin siyasi geleceği açısından önemli bir karar gündeme geldi.

Lozan Barış Konferansı için İtilaf Devletleri hem Ankara hem de İstanbul hükümetini davet etti.

Bu durum, Türkiye’yi uluslararası alanda iki ayrı hükümet tarafından temsil edilme tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyordu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, millî egemenliğin tek merkezde toplanması gerektiği görüşünü benimsedi.

1 Kasım 1922 tarihinde saltanat kaldırıldı.

308 sayılı TBMM kararıyla Osmanlı saltanatının hukuki varlığı sona erdirildi. Hilafet makamı ise saltanattan ayrılarak TBMM’nin yetkisine bırakıldı.

Bu karar, Türkiye’nin yönetim tarihinde köklü bir değişim meydana getirdi.

Saltanatın kaldırılması ile Cumhuriyet’in ilanı birbirinden farklı iki tarihsel gelişmedir.

Saltanat 1 Kasım 1922’de kaldırılmış, Cumhuriyet ise 29 Ekim 1923 tarihinde ilan edilmiştir.

7. ANKARA’NIN BAŞKENT OLMASI VE CUMHURİYET’E GİDEN YOL

Saltanatın kaldırılmasından sonra Türkiye’nin yeni yönetim yapısının kurumsallaşması hızlandı.

24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Barış Antlaşması imzalandı.

Antlaşma, Türkiye’nin bağımsızlığının uluslararası alanda tanınması açısından tarihsel önem taşıdı.

13 Ekim 1923 tarihinde Ankara’nın başkent olması kabul edildi.

Böylece yeni devletin siyasi ve idari merkezi kesinleşti.

Ancak yönetim sisteminin adı henüz anayasal olarak belirlenmemişti.

1921 Anayasası, egemenliğin millete ait olduğunu düzenlemişti. Fakat devletin yönetim biçiminin Cumhuriyet olduğu açıkça belirtilmemişti.

Bu eksiklik, 29 Ekim 1923’e giden sürecin önemli hukuki başlıklarından biriydi.

8. 1923 KABİNE BUNALIMI: CUMHURİYET’E GİDEN SİYASİ KRİZ

1923 yılı sonbaharında Meclis Hükûmeti sisteminde ciddi bir yönetim krizi yaşandı.

Meclis Hükûmeti sisteminde bakanlar TBMM tarafından ayrı ayrı seçiliyordu.

Bu durum, hükümetin kurulmasını ve ortak bir yönetim anlayışıyla çalışmasını zorlaştırıyordu.

Ali Fethi Okyar başkanlığındaki İcra Vekilleri Heyeti, yaşanan siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle görevini sürdürmekte güçlük çekiyordu.

23 Ekim 1923 tarihinde yaşanan bakanlık ve Meclis başkanvekilliği seçimleri, siyasi çekişmeleri daha görünür hâle getirdi.

25 Ekim akşamında Mustafa Kemal Paşa, hükümet üyeleriyle Çankaya Köşkü’nde bir toplantı gerçekleştirdi.

Toplantıda mevcut hükümetin istifası ve yeni hükümetin oluşturulması sürecinin değerlendirilmesi, Cumhuriyet’in ilanına giden siyasi zemini hazırladı.

27 Ekim’de hükümetin istifası Meclis’te okundu.

Ancak yeni bir hükümet oluşturulması konusunda uzlaşma sağlanamadı.

Bu kriz, Meclis Hükûmeti sisteminin yapısal sorunlarını açık biçimde ortaya koydu.

9. 28 EKİM 1923: TARİHÎ KARAR

28 Ekim 1923 akşamı Mustafa Kemal Paşa, yakın çalışma arkadaşlarıyla Çankaya Köşkü’nde bir araya geldi.

Toplantıya İsmet İnönü, Ali Fethi Okyar, Kâzım Özalp ve diğer bazı isimler katıldı.

Görüşmeler sırasında yönetim krizinin çözümü ve devletin yönetim biçiminin belirlenmesi konusu ele alındı.

Mustafa Kemal Paşa, tarihe geçen şu sözünü söyledi:

“Efendiler, yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz.”

Mustafa Kemal Paşa ve İsmet İnönü, gece boyunca anayasa değişikliği teklifinin hazırlanması üzerinde çalıştı.

29 Ekim sabahında Halk Fırkası Grubu’nda yapılan görüşmelerin ardından teklif TBMM gündemine taşındı.

10. 29 EKİM 1923: TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLAN EDİLİYOR

29 Ekim 1923 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde anayasa değişikliği görüşüldü.

364 sayılı kanunla 1921 Teşkilât-ı Esasîye Kanunu’nun bazı maddeleri değiştirildi.

Anayasanın birinci maddesine şu hüküm eklendi:

“Türkiye Devletinin şekli Hükûmeti, Cumhuriyettir.”

Böylece Türkiye Devleti’nin yönetim biçimi resmen Cumhuriyet olarak belirlendi.

Meclis’te kararın kabul edilmesinin ardından Cumhurbaşkanlığı seçimine geçildi.

Ankara Milletvekili Gazi Mustafa Kemal Paşa, 158 milletvekilinin katıldığı oylamada oy birliğiyle Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı seçildi.

İsmet İnönü ise Cumhuriyet’in ilk başbakanı oldu.

Bu gelişme, Türk siyasi tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olarak kayıtlara geçti.

Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte devletin yönetim sistemi hukuki bir zemine oturtuldu ve millî egemenlik ilkesi yeni anayasal düzen içerisinde açık biçimde tanımlandı.

11. CUMHURİYET’İN HUKUKİ VE FELSEFİ TEMELLERİ

Cumhuriyet’in temelinde millî egemenlik ilkesi bulunmaktadır.

Bu ilkeye göre devlet yönetiminde egemenliğin kaynağı bir hanedan veya şahıs değil, millettir.

Mustafa Kemal Atatürk, 1 Nisan 1923 tarihli konuşmasında yeni devletin temelini şu sözlerle açıklamıştır:

“Yeni Türkiye Devleti’nin ruh-ı bünyanı hâkimiyet-i milliyedir.”

Cumhuriyet yönetimi, vatandaşların seçme ve seçilme hakkını, temsil mekanizmasını ve devlet yönetiminde hukuki sorumluluğu esas alan bir sistemin kurulmasını hedeflemiştir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinde millî egemenlik, bağımsızlık ve hukuk devleti düşüncesi temel siyasi ilkeler arasında yer almıştır.

Bu nedenle Cumhuriyet’in ilanı yalnızca bir yönetim biçimi değişikliği değil, egemenliğin hukuki kaynağının yeniden tanımlanmasıdır.

12. 29 EKİM’İN MİLLÎ BAYRAM OLARAK KABUL EDİLMESİ

Cumhuriyet’in ilanından sonra 29 Ekim tarihinin ulusal bayram olarak kutlanmasına yönelik hukuki düzenleme yapıldı.

19 Nisan 1925 tarihinde kabul edilen 628 sayılı kanunla 29 Ekim, Cumhuriyet Bayramı olarak resmî bayram ilan edildi.

Böylece Cumhuriyet’in kuruluş günü, Türkiye’nin en önemli millî bayramlarından biri hâline geldi.

Her yıl 29 Ekim’de gerçekleştirilen törenler, Cumhuriyet’in kuruluşunu ve millî egemenlik ilkesini hatırlatan ortak bir toplumsal hafızaya dönüştü.

Cumhuriyet Bayramı, yalnızca geçmişte kazanılmış bir siyasi başarının anılması değildir. Aynı zamanda gelecek kuşaklara bırakılan bağımsızlık ve egemenlik sorumluluğunun hatırlanmasıdır.

13. CUMHURİYET: TARİHÎ MİRAS, MİLLÎ EGEMENLİK VE GELECEK

Türk tarihinin farklı dönemlerinde ortaya çıkan devletler, yönetim modelleri ve siyasi kurumlar, tarihsel birikimin önemli parçalarıdır.

Göktürklerden Selçuklulara, Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan süreç, farklı dönemlerin kendi şartları içerisinde değerlendirilmesini gerektirir.

Cumhuriyet, Millî Mücadele’nin ardından ortaya çıkan yeni siyasi ve hukuki düzenin adıdır.

29 Ekim 1923, Türk milletinin egemenliğini kendi iradesine dayandıran yönetim biçiminin ilan edildiği tarih olarak önemini korumaktadır.

Bugün Cumhuriyet’in 103. yıl dönümünde geçmişin mücadelelerini hatırlamak, tarihsel sorumluluklarımızı anlamak ve geleceğe daha güçlü bir ülke bırakmak hepimizin ortak görevidir.

Cumhuriyet’in yaşatılması; hukuk, eğitim, bilim, üretim, demokrasi ve toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesiyle mümkündür.

Bu tarihsel mirasın korunması, yalnızca geçmişe duyulan saygıyla değil, geleceğe yönelik sorumluluk bilinciyle de değerlendirilmelidir.

Cumhuriyetimiz, vatanımız ve Türk milletimiz ilelebet payidar olsun.

Millî Mücadele’nin kahramanlarını, şehitlerimizi, gazilerimizi, devlet adamlarımızı, bilim ve kültür insanlarımızı saygı ve minnetle anıyoruz.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!

CİHAN FULSER
Danışman, Araştırmacı Yazar, Gazeteci

KAYNAKÇA VE AKADEMİK OKUMA LİSTESİ

  1. Sevin, Veli (2001). Hakkari Stelleri: Zap Irmağı Kıyısında Bozkır Göçebeleri. TÜBA-AR, Sayı 4.
  2. Rudenko, Sergei I. (1970). Frozen Tombs of Siberia: The Pazyryk Burials of Iron Age Horsemen. University of California Press.
  3. Ortaylı, İlber (2007). İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı.
  4. Gözler, Kemal (2000). Türk Anayasa Hukuku.
  5. Atatürk, Mustafa Kemal (1927). Nutuk.
  6. McCarthy, Justin (1995). Death and Exile: The Ethnic Cleansing of Ottoman Muslims, 1821–1922.
  7. Yanıkdağ, Yücel (2013). Healing the Nation: Prisoners of War, Medicine, and Nationalism in Turkey, 1914–1939.
  8. Salt, Jeremy (2019). The Last Ottoman Wars: The Human Cost, 1877–1923.
  9. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kanun-ı Esasi ve Saltanatın Kaldırılması belgeleri.
  10. Türk Tarih Kurumu, Balkan Harbi araştırmaları.
  11. Atatürk Araştırma Merkezi, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi.
  12. Yale Law School, The Avalon Project, Sykes-Picot Agreement (1916).

Resmî ve akademik kaynak bağlantıları:

  • TBMM: https://www.tbmm.gov.tr/
  • Türk Tarih Kurumu: https://ttk.gov.tr/
  • Atatürk Araştırma Merkezi: https://atam.gov.tr/
  • Atatürk Ansiklopedisi: https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/
  • TÜBA: https://www.tuba.gov.tr/
  • Anayasa Hukuku: https://www.anayasa.gen.tr/tah.htm
  • Yale Avalon Project: https://avalon.law.yale.edu/20th_century/sykes.asp

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER