
‘Köy Enstitüleri, yöneten kesimden daha akıllı bir vatandaş profili oluşturuyor… Bu kabul edilemez!’
Sözler, dönemin Menderes yönetimi zihniyetinin sığlığını ortaya koymakla kalmıyor aynı zamanda bir milletin geri dönüşü olmayan yol ayrımındaki karanlığa adım atmasına da sebebiyet veriyor.
Bu topraklar yüzyıllardır aynı döngülerle ilerler. Kişiler değişir de zihniyet zamk gibi yapışır kalır üstümüze. Dağı, taşı, toprağı altındır da insanı beş para etmez pirittir ülkemin.
Köy Enstitüleri, sadece bir eğitim kurumu değil; feodal yapının üzerine dikilmiş bir mayın tarlasıydı. Menderes döneminin ‘Köylü efendimizdir.’ söylemi tarladaki köylüye değil, o tarlayı tapusunda tutan toprak ağasının konforuna hizmet ediyordu. Enstitü mezunu, toprağını bilen, hakkını arayan ve ağanın kapıkulu olmayı reddeden bir özne haline gelince; sistem ‘efendi’ dediği köylüden korkar oldu. Bu korkuyu perdelemek için ‘komünizm’ etiketi biçilmiş kaftandı. Soğuk Savaş’ın kutuplaşan dünyasında Batı’ya sadakat göstergesi olarak bu okulların özerk, bağımsız ve yerli aydınlanma modeli ‘iç tehdit’ olarak kodlandı. Enstitülerin o meşhur üretim – eğitim bağı, ideolojik bir sapma gibi sunularak tasfiyenin gerekçesinin ön koşulları oluşturuldu. Asıl amaç bir ideolojiyle savaşmak değil, okulu sorgulayan bir merkez olmaktan çıkarıp, devlete biat eden bir mekanizmaya dönüştürmekti.
Son perde ise 1954’ teki o yasal kırılmaydı. Eğitim kendi yerel dinamiklerini üreten özgün bir yapıdan alınarak, merkezi bürokrasinin gri koridorlarına hapsedildi. Amaç basitti: Farklı düşünen değil, talimatı yerine getiren; üreten değil, tüketen; sorgulayan değil, tekrarlayan bir vatandaş profili yaratmak. Bu hamleyle beraber, bozkırın piritini altına dönüştürecek o simyacı atölyeler sindirildi; yerine tornadan çıkmış tek tip, uysal ve sistemle uyumlu bir ‘aptal altını’ yığını ikame edildi.
Bugünkü cehalet, tesadüfi bir toplumsal çöküş değil; ilmek ilmek işlenmiş bilerek başarısızlığın eseridir. Köy Enstitülerinin tasfiyesi, aslında bir eğitim reformu değil, bu milletin kendi zihinsel bağımsızlığına karşı gerçekleştirdiği bir devlet operasyonudur. O gün bile isteye söndürülen o ateş, bugün hala bizi zifiri karanlıklarda, körü körüne yaşamaya mecbur bırakıyor.
Bizler, o günkü zor koşullarda kendi ellerimizle bulup parlattığımız yön veren o ışığı gömüp, piritin sahte ışıltısına razı olduk. Müstehaktır…
Şeyma MUSLU
Yazar | Stratejist | Analist

Şeyma Hanım yazınız o kadar akıcı ve güzel ki okurken bir an bile sıkılmadım. Kaleminize, bilginize ve yüreğinize sağlık. Anlattıklarınızda o kadar doğru noktalara parmak basmışsınız ki… Maalesef en sonunda belirttiğiniz gibi, içinde bulunduğumuz durum karşısında bu topluma maalesef bunlar müstahak. Kaleme aldığınız bu kıymetli düşüncelerin devamını merakla bekliyorum. Başarılarınız daim olsun, kaleminiz hiç susmasın.
Düşüncelerinizi bu denli samimiyetle paylaştığınız için teşekkür ederim. Okurun zihniyle buluşmak, yazma sürecinin en değerli parçası. Bu yolda beraber düşünmeye devam edeceğiz. Birlikte düşündüğümüz sürece o kalem susmayacaktır, teşekkürler.🙂