
Gece yarısı gözüme uyku girmedi, dert uyutmadı. Çaresizlik kötü şey vesselam. İnsanı yazar
da yapıyor, şair de… Bu ülkenin genel tablosuna bakıp da nasıl uyursun ki zaten? Perşembe
yazısının konusu çoktan belliydi de, başlığı yazarken bir kez daha içim kan ağladı, elim
titredi… Bazı gerçeklerin sansürü olmuyor, etrafından dolanılmıyor…
Ülkem, özellikle son yıllarda hukukun nasıl kişiselleştirildiğini, halkın verdiği gücü sözde
yöneticilerin yine halkı aptal yerine koyarak nasıl kendi lehine çevirdiğini gayet acı bir şekilde
görüyor, bunu anlatmaya gerek yok. Benim takıldığım asıl konu bu yöneticilerin koltuklarına
sürdükleri zamkı nereden buldukları…
Tam bir klasik olarak, seçime aylar kala yapılan bu sözde hukuki müdahale, zaten bıkmış
olan muhalefetin oylarını bölerek, isteyene kazan – kazan ortamı oluşturdu bile… Durumun
en basit dilde halk analizi: Seçenek olmadığı için aksak eşeğe binip dağı aşmaya çalışmak
oluyor. Kurumsal siyasetin stratejik körlüğü, yalnızca aktörlerin anlık hataları ile açıklanamayacak
kadar yapısal bir krizdir. Muhalefet bloğunun toplumsal talepleri okumaktaki imtina hali iktidar
mekanizmalarının tahkimatına doğrudan zemin hazırlamaktadır. Bu bağlamda demokratik
süreçlerin, hukuki ve idari müdahalelerle dizayn edilmesi, siyasal rekabetin kurallarını
ortadan kaldırırken; muhalefetin bu hamleler karşısındaki parçalı tutumu, iktidarın hareket
alanını genişleten bir kaldıraç işlevi görmektedir. Toplumsal değişim iradesinin, kurumsal
temsil krizine kurban edilmesi, siyasi akıl ve stratejik öngörü eksikliğinin en somut göstergesidir. Bu noktada yapılması en kabul edilir ve rasyonel hamle, kısır iktidar hesaplarını bir kenara bırakarak toplumsal uzlaşı zemini yeniden tesis etmektir.
Siyasetin asli işlevi kriz üretmek değil, kriz çözmektir.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun hukuki süreçler sonucunda yeniden genel başkanlık koltuğuna
dönmesi ve Özgür Özel’in bu tablo karşısında yeni bir parti kurma zorunluluğu ile baş başa
kalması, muhalefet cephesindeki yapısal çürümenin en ağır tablosudur. Yaşananlar bir
tercih meselesi değil, ‘kötünün iyisi’ formülünün dahi tükendiği bir siyasi tıkanıklık halidir.
Seçim öncesinde kişisel iktidar hırsından ve koltuk sevdasından vazgeçmeyen bir anlayışın, iktidarın hamleleriyle birleşerek koskoca bir siyasi hareketi getirdiği nokta ortadadır. Özgür Özel’in mecburiyetten attığı adımlar ya da CHP’nin sürüklendiği bu kriz, şahısların ötesinde,
muhalefetin kendi içindeki hesaplaşmayı yapamamasının faturasıdır.
Burada mesele bir tarafı tutmak değil; liyakatsizliğin ve bitmek bilmeyen koltuk kavgalarının, toplumsal umudu nasıl bile isteye boğduğunun tahlilidir.
Demem o ki, ah Özgür vah Kılıçdar… Kabak yine halkın başına patlar!
Yazar | Stratejist | Analist

YORUMLAR