Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Şeyma Muslu
Şeyma Muslu

KURU OT BAHANE, RANT ŞAHANE: YANAN CANLARIN HESABINI KİM VERECEK?

Böyle bir konuda nasıl başlanır söze? Kelimeler nasıl anlatsın bu katliamı? Memleketin derdini yazsam başım belada yazmasam gönül razı değil…

Hoş, yıllardır sistematik olarak belirli aralıklarla gerçekleşen çeşitli felaketleri ben kaleme alsam ne değişecek? Anlık sansasyonel haberlerle viral olup iki gün sonunda unutulacak… Benim memleketimin hafıza konsolidasyonundan haberi olmadığı için bizde bilgiler hipokampüste geçici kalır, işlenip neokortekse taşınmaz…Hal böyle olunca, her toplumsal krizde olduğu gibi ekolojik yıkımlarda da hafızamız anlık tepkilerle sınırlı kalır ve mesele çabucak unutulmaya terk edilir. 

Oysa orman yangınlarını yalnızca anlık bir iklim krizi veya münferit birer afet olarak okumak, ekolojik ve ekonomik tahribatın arkasındaki yapısal mekanizmayı görmezden gelmek demektir.Siyasal iktisat ve kamu yönetimi perspektifinden bakıldığında, ekosistemlerin çöküşü ile sermaye birikim süreçleri arasında doğrudan ve sistematik bir bağ bulunduğu görülür. Arazi rantının maksimize edilmesi amacıyla devreye sokulan yasal boşluklar, imar afları ve özelleştirme politikaları, doğayı koruması gereken kamusal denetim mekanizmalarını işlevsiz hale getirmektedir. Orman sınırlarının daraltılması veya bir gece ansızın çıkan kararnameyle yanan alanların kısa sürede turizm, madencilik ve imar yatırımlarına açılması, ekolojik yıkımın rasyonel bir piyasa aracı olarak kurgulandığını gösterir. Bu süreçte kamu yararı kavramı tamamen tasfiye edilerek yerini sermayenin mekansal yayılım taleplerine bırakır. Sonuç olarak kaybedilen sadece ormanlar ve canlılar değil, kamusal aklın ve adaletin ta kendisi olur.

Bu kısır döngüyü kırmamızın yolu,ekolojiyi piyasa dinamiklerinin insafına terk eden neoliberal modelden derhal vazgeçmekten geçer. İlk adım olarak; yanan orman alanlarının imara, turizme veya herhangi ticari bir alana açılmasını anayasl güvence ile tamamen yasaklayan tavizsiz bir ‘ekokırım yasası’ devreye sokulmalıdır. İkincisi; kamusal denetim mekanizmaları sermayenin gölgesinden ivedilikle kurtarılmalı, orman köylülerinin ve bilim insanlarının karar süreçlerine aktif katılımı sağlanmalıdır. 

Unutulmamalıdır ki, doğayı korumak bir lütuf değil; kamusal aklın, hukun ve gelecekte bu ülkede yaşayacak nesillere karşı alınan en temel sorumluluğun gerekliliğidir.

Aklınızı başınıza alın.Şimdilik gidecek başka yuva yok! 

Yazar | Stratejist | Analist

Şeyma MUSLU

YORUMLAR

2 adet yorum var

  1. Memleketin derdini yazsam başım belada, yazmasam gönül razı değil’ diyerek başlayan bu metin, toplumsal hafızamızın nasıl sistemli bir şekilde köreltildiğini o kadar net özetlemiş ki… Olayları neokortekse taşıyamadan anlık tepkilerle tüketmemiz, bu yıkımların her yaz tekrarlanmasına zemin hazırlıyor. Doğayı korumayı bir lütuf değil, geleceğe karşı en temel sorumluluk olarak hatırlatan bu cesur kaleminiz için tebrik ederim. Aklımızı başımıza almalıyız!

    1. Yazının ruhunu ve neokorteks vurgusunu bu kadar isabetli yakaladığınız için teşekkür ederim. Ortak akılla çoğalmak umuduyla, var olun!🙂

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER