Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

BATI TRAKYA TÜRKLERİNİN İRADESİNE KİM KARŞI ÇIKABİLİR?

Yunanistan’ın müftü atamalarına bir Türk milliyetçisinin itirazı: Batı Trakya Türkleri

Yunanistan’ın müftü atamalarına bir Türk milliyetçisinin itirazı: Batı Trakya Türkleri kendi inanç önderlerini kendileri seçmek istiyor!

Yazar: Araştırmacı Gazeteci Erdinç YILDIZ

Bazı meseleler vardır ki yalnızca haber değeri taşımaz. Tarihle, kimlikle, aidiyetle ve milletin hafızasıyla doğrudan ilgilidir. Batı Trakya’da yaşanan müftülük tartışması da bunlardan biridir.

Bir Türk milliyetçisi, araştırmacı gazeteci ve bu coğrafyanın tarihî bağlarını önemseyen bir insan olarak yaşananları kaygıyla takip ediyorum.

Yunanistan yönetiminin Gümülcine ve İskeçe müftülüklerine yaptığı atamalar, Batı Trakya Türklerinin yıllardır dile getirdiği talepleri yeniden gündeme taşıdı.

22 Ekim 2026 tarihinde atama kararları yayımlandı. 30 Ekim’de ise atanan isimler Atina’da düzenlenen törenle yemin etti.

Peki, Batı Trakya Türklerinin iradesi nerede?

BİR MAKAM DEĞİL, BİR İRADE MESELESİ

Batı Trakya Türkleri, yüzyıllardır yaşadıkları topraklarda kendi kültürlerini, dillerini, geleneklerini ve inançlarını yaşatmaya çalışıyor.

Gümülcine’de İbrahim Şerif, İskeçe’de Mustafa Trampa, Türk toplumunun kendi tercihiyle seçtiği müftüler olarak öne çıkıyor.

Ancak Yunanistan yönetimi bu isimleri resmen tanımak yerine atama sistemini sürdürüyor.

Benim itirazım tam da bu noktada başlıyor.

Bir toplumun kendi dini temsilcisini belirleme talebi neden görmezden geliniyor? İnsanların inançlarıyla ilgili kararlarında kendi iradelerinin esas alınması neden bu kadar zor?

Müftülük yalnızca idari bir makam değildir. Batı Trakya Türklerinin dini ve toplumsal hayatında önemli bir yere sahiptir.

LOZAN SADECE BİR TARİH DEĞİLDİR

1923 Lozan Barış Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinin en önemli uluslararası belgelerinden biridir.

Antlaşmanın azınlıkların korunmasına ilişkin hükümleri, Yunanistan’daki Müslüman topluluğun haklarını da düzenler.

1913 Atina Antlaşması ve dönemin diğer hukuki düzenlemeleri de müftülük meselesinin tartışıldığı tarihî çerçevenin parçalarıdır.

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, 24 Ekim 2026 tarihinde yayımladığı açıklamayla Yunanistan’a seçilmiş müftüleri tanıma çağrısında bulundu.

Ankara’nın bu açıklaması, meselenin yalnızca yerel bir tartışma olmadığını bir kez daha gösterdi.

BATI TRAKYA TÜRKLERİ SAHİPSİZ DEĞİLDİR

Batı Trakya bizim için yalnızca haritada bir bölge değildir.

Orada yaşayan Türklerin tarihi, kültürü, dili ve gelenekleri Türkiye ile güçlü tarihî bağlara sahiptir.

Bir Türk milliyetçisi olarak benim anlayışım açıktır: Bir milletin kimliğine, kültürüne ve iradesine saygı gösterilmelidir.

Bu yaklaşım başka milletlerin haklarını yok saymak anlamına gelmez. Tam tersine, herkes için eşit hak ve özgürlüklerin savunulması demektir.

Yunanistan’dan beklentimiz de budur.

Batı Trakya Türklerinin kendi müftülerini seçme talebi dikkate alınmalı, taraflar arasında gerçek bir diyalog kurulmalıdır.

TÜRKİYE’NİN SESİ VE SOYDAŞLARIMIZIN BEKLENTİSİ

Türkiye’nin diplomatik girişimleri önemlidir. Ancak Batı Trakya Türklerinin taleplerinin uluslararası platformlarda da gündemde tutulması gerekir.

Sivil toplum kuruluşları, gazeteciler, hukukçular ve uluslararası insan hakları kuruluşları bu süreci yakından takip etmelidir.

Bu meselede en önemli nokta, Batı Trakya Türklerinin kendi seslerini duyurabilmesidir.

Onların yerine karar vermek değil, kendi kararlarını verebilmelerine saygı göstermek gerekir.

BENİM TEPKİM NET: TÜRKÜN İRADESİNE SAYGI GÖSTERİLMELİ!

Ben bir Türk milliyetçisi olarak Batı Trakya’da yaşanan bu gelişmeleri kabul edilebilir bulmuyorum.

Bir toplumun kendi dini temsilcisini seçme talebi görmezden gelinmemelidir. Devletin idari uygulamaları, toplumun iradesiyle karşı karşıya getirilmemelidir.

Batı Trakya Türkleri kendi kimliklerini yaşatmak, inançlarını özgürce temsil etmek ve seçtikleri müftülerle yollarına devam etmek istiyor.

Bu talep duyulmalıdır.

Kimse unutmasın: Bir milletin kimliği yalnızca sınırlarla ölçülmez. Tarihiyle, kültürüyle, diliyle ve hafızasıyla yaşar.

Batı Trakya Türklerinin hak ve özgürlüklerini savunmak, bizim için tarihî bir sorumluluk olduğu kadar insan haklarına saygının da gereğidir.

Batı Trakya Türkleri kendi iradelerine saygı gösterilmesini istiyor. Benim çağrım da açık: Atina yönetimi, soydaşlarımızın sesini duymalı ve müftülük meselesini diyalogla çözmelidir.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

Araştırmacı Gazeteci Erdinç YILDIZ

Trakya Haber Ajansı İmtiyaz Sahibi

Türkiye Gazeteciler ve Medyacılar Cemiyeti Genel Başkan Yardımcısı