Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Erdinç Yıldız
Erdinç Yıldız

Hukuk İşleyince Neden Fırtına Kopuyor?

Sinem Dedetaş tutuklu, Ekrem İmamoğlu tutuklu, Erdal Beşikçioğlu tutuklu ve adını sayamayacağımız kadar CHP’li belediye başkanının hakkında ya soruşturma var ya da operasyon yapılıyor.

CHP medyası ve troll ağı tek bir ağızdan şu sesi çıkartıyor: ‘Bize siyasi operasyon yapılıyor, yargı sadece CHP’li belediyelerin peşinde.’

Peki gerçekten böyle mi? Yoksa muazzam bir mağduriyet tiyatrosu mu izliyoruz?

Gelin yapılan bu bütün algıları bir kenara bırakalım ve gerçeklere, rakamlara bakalım.

Son dönemde yürütülen soruşturmalar ve operasyonlar sadece CHP’li belediyelerle mi sınırlı? Hayır, AK Partili belediyelere de, MHP’li belediyelere de, kayyum atanan belediyelere de, bağımsız yönetilen belediyelere de yolsuzluk, usulsüzlük ve imar rantı sebepleriyle yüzlerce müfettiş gönderildi. Soruşturmalar açıldı, görevden almalar oldu ve yargılamalar yapıldı.

İçişleri Bakanlığı resmi denetim raporlarına göre belediyeler hakkında yürütülen soruşturma izinlerinin de parti dağılımı şu şekilde:

Hakkında soruşturma izni verilen AK Partili belediye sayısı 677, CHP’li belediye sayısı 371.

Peki aradaki fark ne biliyor musunuz?

AK Partili veya MHP’li bir siyasetçinin, bir bürokratın, bir belediye başkanının başına bir şey geldiğinde, bir soruşturma açıldığında, bir operasyon olduğunda hiç kimse çıkıp ‘siyasi bir operasyon yapılıyor’ demiyor. Aksine bu partileri destekleyen insanlar çıkıp ‘yakalandığı iyi olmuş’ diyor. Kimse çıkıp adliye önlerinde miting yapmıyor.

Parti yönetimleri ‘yargının önünü açıyoruz’ diyerek kenara çekiliyorlar ve operasyon yapılan, soruşturma yapılan kişiyi partilerinden uzaklaştırıyorlar. Ama konu muhalefete gelince iş değişiyor. İçerideki rant çarkı, usulsüz ihaleler, eş dost kayırmacılığı ve kamu zararının üzeri anında ‘bize operasyon çekiyorlar’ diyerek siyasi mağduriyet zırhıyla kaplanmaya çalışılıyor.

Usulsüz ihale vermenin, kamuyu zarara uğratmanın, eş dost kayırmanın, irtikabın AK Partilisi, MHP’lisi, CHP’lisi olur mu?

Hukuk işleyince siyasi darbe, kendi içlerindeki ihbarlar patlayınca da demokrasi krizi oluyor. Kimse kusura bakmasın; ne CHP ne de Yeni Parti hiç kimseye dokunulmazlık zırhı kaplamıyor. Suç varsa, usulsüzlük varsa bunun adı siyaset değil, hukuktur.”

Yerel yönetimler ve siyaset gündemi, ne yazık ki uzun süredir halka hizmetin veya somut projelerin tartışıldığı bir alan olmaktan çıktı. Bunun yerine, adliye koridorlarından yansıyan haberlerin, karşılıklı suçlamaların ve bilinçli yürütülen algı kampanyalarının gölgesinde bir siyaset izliyoruz.

Geçtiğimiz günlerde kamuoyuna yansıyan bir videoda ifade edilen iddialar ve sunulan veriler, Türk siyasetindeki bu kronik hastalığı bir kez daha gözler önüne teriyor. İçişleri Bakanlığı’nın resmi denetim raporlarına yansıyan verilere bakıldığında; hakkında soruşturma izni verilen belediye sayıları parti ayrımı gözetmeksizin önümüze çıkıyor. AK Partili belediyeler için 677, CHP’li belediyeler için ise 371 soruşturma izni verilmiş durumda. Rakamlar ortadayken, meseleyi “Sadece tek bir partiye veya muhalefete yönelik bir operasyon” parantezine almak ne kadar gerçekçi?

Burada asıl sorgulanması gereken, hukuki süreçlerin işletilme biçiminden ziyade, bu süreçlere verilen siyasi tepkilerin çifte standardıdır.

Bir yanda; kendi partisinden bir isim hakkında soruşturma açıldığında, müfettiş incelemesi başlatıldığında “Süreç yargınındır, ucu kime dokunursa dokunsun adalet yerini bulsun” diyerek sessizce kenara çekilen ve hukukun işlemesine izin veren bir anlayış var. Diğer yanda ise; ihale usulsüzlüğü, rant çarkı veya kamu zararı gibi en somut iddialarda bile adliye binalarının önünü miting alanına çeviren, kurumsal kusurları “siyasi mağduriyet” zırhıyla örtmeye çalışan bir refleks bulunuyor.

Usulsüz ihale vermenin, tüyü bitmemiş yetimin hakkı olan kamu kaynağını heba etmenin, eş-dost kayırmacılığının (nepotizm) veya irtikabın partisi, rozeti, sağcılığı ya da solculuğu olabilir mi?

Hukuk kendi mecrasında işlediğinde bunu “siyasi darbe” olarak nitelendirmek, parti içi ihbarlar ve hesaplaşmalar patlak verdiğinde ise olayı bir “demokrasi krizi” gibi sunmak, halkın basiretine saygısızlıktır. Kimse kusura bakmasın; ne CHP ne AK Parti ne de bir başka siyasi yapı, hiç kimseye ya da hiçbir belediye başkanına dokunulmazlık zırhı sağlayamaz.

Ortada bir iddia, usulsüzlük veya kamu zararı varsa bunun çözüm yeri sosyal medya mecraları veya miting meydanları değil, bağımsız yargının mercileridir. Suçun ve usulsüzlüğün adı siyaset değil; hukuktur. Şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim anlayışı da tam olarak bunu gerektirir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER