Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

GELİBOLU’NUN ALTINDA GAZ OLABİLİR; PEKİ ÜSTÜNDEKİ HAYATIN DEĞERİ NE?

Enerji güvenliği Türkiye için stratejik bir mesele. Ancak aynı şey

Enerji güvenliği Türkiye için stratejik bir mesele. Ancak aynı şey su, tarım ve gıda güvenliği için de geçerli. Gelibolu ve Bolayır’daki doğal gaz arama projeleri önümüzde önemli bir soru bırakıyor: Yerin altındaki ekonomik değeri çıkarırken, yerin üstündeki hayatı hangi sistemle koruyacağız?

Enerjiye ihtiyacımız var.
Ama toprağa da…
Suya da…
Tarım üretimine de…
Ve bütün bunların yanında, ne yapıldığını bilmeye hakkımız var.

5 Eylül 2026 tarihli ve 33361 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 11738 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, “Trakya Petrol ve Doğal Gaz Arama ve Üretim Projesi” kapsamında önemli bir sürecin önünü açtı.

Karar; TPAO tarafından yürütülecek petrol ve doğal gaz faaliyetleri kapsamında ihtiyaç duyulacak taşınmazların sondaj lokasyonları, yollar, boru ve enerji nakil hatları, üretim kampları, idari alanlar ve depolama tesisleri amacıyla acele kamulaştırılmasına veya bunlar üzerinde geçici ya da sürekli irtifak hakkı kurulmasına imkân tanıyor.

Gelibolu da bu sürecin içinde.

Ancak önce önemli bir bilgi kirliliğini ortadan kaldıralım:

Ruhsat sahasının tamamı kamulaştırılmış değildir.

Bir alanın petrol ruhsatı içerisinde bulunması, tamamına sondaj yapılacağı veya bütün arazilerin vatandaşın elinden alınacağı anlamına gelmez. Kamulaştırmanın proje için ihtiyaç duyulan taşınmazlarda uygulanması öngörülmektedir.

Meseleyi büyütmek için gerçeği büyütmeye ihtiyacımız yok.

Çünkü gerçeğin kendisi zaten yeterince önemlidir.

GELİBOLU’DA ARTIK YALNIZCA BİR İHTİMALİ KONUŞMUYORUZ

Gelibolu açısından en somut tablo Bolayır’da karşımıza çıkıyor.

Bolayır çevresinde Çimpe-1 ve Çimpe-2 doğal gaz arama projeleri bulunuyor. Çimpe-1 için yol ve lokasyon yapımı ihale aşamasına kadar gelmiş durumda.

Çimpe-2 ise Bolayır Koyun Dere mevkiinde, AR/TPO/K/H17-A numaralı ruhsat sahası içerisinde planlanıyor. Açıklanan proje alanı yaklaşık 26,5 dekar ve ilgili parseller tarım niteliğinde.

Çimpe-1 ile birlikte yalnızca bu iki sondaj lokasyonunun doğrudan arazi kullanımının yaklaşık 46,5 dekara ulaşması söz konusu.

Fakat asıl mesele 46,5 dekar değildir.

Asıl soru şudur: Bu iki kuyu başlangıç mı, sonuç mu?

Ekonomik miktarda doğal gaz bulunması hâlinde yeni üretim kuyuları, yollar, toplama ve doğal gaz boru hatları, enerji bağlantıları ve diğer üretim tesisleri gündeme gelebilir.

Bu nedenle çevresel değerlendirmeyi yalnızca tek tek kuyular üzerinden değil, kümülatif etki üzerinden yapmak gerekir.

Bir kuyu küçük, bir yol önemsiz, bir boru hattı dar bir koridor gibi görünebilir.

Ama bilim asıl şu soruyu sorar:

Hepsini topladığınızda ne oluyor?

BİLDİĞİMİZLE ENDİŞE ETTİĞİMİZİ KARIŞTIRMAYALIM

Bugün bildiğimiz; Bolayır’da somut doğal gaz arama projelerinin bulunduğu ve tarım niteliğindeki alanlarda sondaj lokasyonlarının planlandığıdır.

Henüz kesin olarak bilmediğimiz ise ekonomik rezerv bulunup bulunmayacağı, kaç yeni kuyu açılacağı, üretimin hangi ölçekte gerçekleşeceği, olası boru hatlarının güzergâhları ve toplam tarımsal-çevresel etkinin ne olacağıdır.

Bu ayrım önemlidir.

Çünkü bilimsel düşünce endişeyi küçümsemek değil, endişeyi veriyle sınamaktır.

FRACKING KONUSUNDA DA GERÇEĞİ KONUŞALIM

TPAO’nun geçmiş yıllarda Trakya’daki bazı kuyularda hidrolik çatlatma uyguladığı faaliyet raporlarında yer almaktadır.

Ancak bundan hareketle Gelibolu’daki her kuyuda hidrolik çatlatma yapılacağını söylemek doğru değildir. Mevcut Çimpe proje bilgilerinde hidrolik çatlatma yönteminin uygulanmayacağı belirtilmektedir.

Fakat fracking yapılmaması, sondajın çevresel yönetim ihtiyacını ortadan kaldırmaz.

Çimpe-2 projesinde yaklaşık 1.200 metreküp sondaj sıvısı kullanılmasından ve buna uygun kapasitede sızdırmaz sondaj çamuru havuzundan söz edilmektedir.

Bu durumda yalnızca:

“Fracking yapılacak mı?”

diye sormak yetmez.

Sondaj sıvıları ve atık çamuru nasıl yönetilecek? Sızıntı nasıl izlenecek? Yeraltı ve yüzey sularının başlangıç değerleri ölçülecek mi? Faaliyet tamamlandığında arazi hangi standartta rehabilite edilecek?

Bunların da kamuoyuna açıklanması gerekir.

ENERJİ GÜVENLİĞİ KADAR SU VE GIDA GÜVENLİĞİ DE MİLLÎ MESELEDİR

Türkiye’nin kendi petrol ve doğal gazını üretmesi önemlidir. Enerji ithalatının azaltılması ekonomik ve stratejik bir hedeftir.

Ancak aynı ülkenin iki başka stratejik varlığı daha vardır:

Suyu ve toprağı.

Enerji güvenliği nasıl millî bir mesele ise su ve gıda güvenliği de öyledir.

Bu nedenle devletin hesabı yalnızca “Kaç metreküp doğal gaz çıkaracağız?” olmamalıdır.

Asıl bilanço;

Enerji kazancı – tarımsal üretim kaybı – arazi kullanım maliyeti – çevresel riskler – kamulaştırma ve rehabilitasyon maliyeti = gerçek toplumsal fayda

mantığıyla ele alınmalıdır.

Çünkü kamu yararı yalnız yerin altından çıkarılan gazla ölçülmez.

Kamu yararı, yerin altındaki kaynakla yerin üstündeki hayat birlikte korunabildiğinde anlam kazanır.

SONDAJ SADECE KUYUDAN İBARET DEĞİLDİR

Sondaj kulesi sahaya kendiliğinden gelmeyecek.

Ağır sondaj ekipmanları, iş makineleri, malzemeler ve atıklar taşınacak. Dolayısıyla köy yollarındaki ağır araç trafiği, toz, gürültü, trafik güvenliği ve yol altyapısına binecek yük de değerlendirilmelidir.

Hangi güzergâhlar kullanılacak? Yollarda zarar oluşursa maliyetini kim karşılayacak? Köy yaşamına etkiler nasıl azaltılacak?

Çünkü büyük projelerin vatandaşa ilk etkisi bazen kilometrelerce yeraltında değil, evinin önündeki yolda başlar.

GELİBOLU İÇİN SU, GAZDAN DAHA UZUN ÖMÜRLÜ BİR SERVETTİR

Tayfur ve Çokal barajları Gelibolu’nun su güvenliği açısından önemlidir.

Bugün elimizde Çimpe sondajlarının Tayfur Barajı’nı kirleteceğini gösteren bilimsel bir kanıt yoktur. Bunu varmış gibi söylemek doğru değildir.

Ancak gerekli hidrojeolojik veriler olmadan “Hiçbir risk yoktur” demek de bilimsel değildir.

Doğru yöntem; sondajlardan önce yeraltı ve yüzey sularının kimyasal değerlerini belirlemek ve faaliyet boyunca aynı noktalarda ölçümleri tekrarlamaktır.

Çünkü gerçek denetim olaydan sonra numune almak değildir.

Gerçek denetim, olaydan önce referans değerini bilmektir.

BOLAYIR SADECE BİR SONDAJ NOKTASI DEĞİLDİR

Bolayır; tarım alanları kadar tarihî ve kültürel değerleriyle de önemlidir.

Çimpe Kalesi ve tabyaları bu coğrafyanın tarihsel hafızasının parçalarıdır. Bu nedenle kuyu koordinatları; arkeolojik sit alanları, korunan bölgeler, tarım arazileri ve su havzalarıyla aynı harita üzerinde kamuoyuna gösterilmelidir.

Proje veya ilerideki altyapı güzergâhlarının özel koruma hükümlerine tabi alanlarla kesişmesi hâlinde ilgili mevzuat ayrıca değerlendirilmelidir.

Çünkü:

Şeffaflık endişenin düşmanı değil, güvenin temelidir.

NEDEN ACELE KAMULAŞTIRMA?

6491 sayılı Türk Petrol Kanunu, petrol faaliyetleri için gerekli taşınmazların kamulaştırılmasına ve şartları oluştuğunda 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 27. maddesi kapsamında acele kamulaştırmaya hukuki zemin sağlamaktadır.

Dolayısıyla “Böyle bir yetki yoktur” demek doğru değildir.

Ancak hukuki bir yetkinin bulunması, uygulamanın gerekçelerinin kamuoyu tarafından sorgulanamayacağı anlamına da gelmez.

Bu nedenle sorulabilecek temel hukuk sorusu şudur:

Petrol ve doğal gaz faaliyetleri kamu yararı taşıyabilir. Peki somut ihtiyaçlarda neden olağan kamulaştırma yerine acele kamulaştırma tercih ediliyor?

Bu soruyu sormak enerji üretimine karşı çıkmak değildir.

Hukuki sürecin gerekçesini ve ölçülülüğünü sorgulamaktır.

VATANDAŞIN TAPUSU NE OLACAK?

Bir taşınmazın ruhsat sahasında bulunması otomatik olarak kamulaştırıldığı anlamına gelmez.

Ancak kuyu, yol, boru veya enerji hattı için araziye ihtiyaç duyulması hâlinde kamulaştırma ya da geçici/sürekli irtifak hakkı gündeme gelebilir.

Bu nedenle vatandaşa yalnız büyük bir ruhsat haritası göstermek yetmez.

Vatandaşın bilmesi gereken çok daha somut:

Hangi ada? Hangi parsel? Kaç metre kullanılacak? Mülkiyet mi alınacak, irtifak mı kurulacak? Bedel ve ürün kaybı nasıl hesaplanacak? Faaliyet bittiğinde toprağı kim eski hâline getirecek?

ELEŞTİRMEK YETMEZ: GELİBOLU ÇEVRESEL BAŞLANGIÇ ENVANTERİ

Benim önerim, Gelibolu için bağımsız ve kamuya açık bir “Gelibolu Çevresel Başlangıç Envanteri” oluşturulmasıdır.

Sondaj ve olası üretim alanlarının çevresindeki yeraltı ve yüzey suları, çeşmeler, tarım toprakları ve gerekli çevresel göstergeler faaliyet başlamadan önce ölçülmeli; koordinatlarıyla kayıt altına alınmalıdır.

Aynı ölçümler faaliyet sırasında da düzenli olarak tekrarlanmalıdır.

Böylece gelecekte herhangi bir değişiklik meydana gelirse elimizde yalnızca iddia değil, karşılaştırılabilir bilimsel veri bulunur.

GELİBOLU AÇIK ÇEVRE VERİ PORTALI KURULSUN

Ölçüm yapmak yetmez; vatandaş da sonucu görebilmelidir.

Bu nedenle ikinci önerim “Gelibolu Açık Çevre Veri Portalı” kurulmasıdır.

Vatandaş bu sistemden proje ve kuyu alanlarını, su analizlerini, periyodik çevresel ölçümleri, kullanılan su miktarlarını, atıkların taşınma ve bertaraf bilgilerini ve arazi rehabilitasyon süreçlerini takip edebilmelidir.

Teknik olarak uygun parametrelerde sürekli sensör verileri de sisteme aktarılabilir.

Üniversiteler, kamu kurumları, yerel yönetimler, meslek odaları, muhtarlar ve vatandaş temsilcilerinin katılabileceği yerel bir izleme mekanizması da oluşturulabilir.

Böylece tartışmayı söylentiler değil:

Veriler yönetir.

Bir zarar meydana gelirse kimin tespit edeceği, kimin düzelteceği, maliyeti kimin karşılayacağı ve rehabilitasyonun hangi sürede tamamlanacağı da ilk sondajdan önce belirlenmelidir.

Çünkü iyi devlet yönetimi, zarar meydana geldikten sonra sorumlu arayan sistem değil; riski önceden ölçen, denetleyen ve sorumluluğu baştan tanımlayan sistemdir.

GELİBOLU HALKININ BİLMEYE HAKKI VAR

Sorularımız açık:

Kaç kuyu planlanıyor? Çimpe-1 ve Çimpe-2’den sonra başka kuyular olacak mı? H17-A ruhsatının Gelibolu’daki kesin sınırları nereden geçiyor? Hangi köyler ve parseller etkilenebilir? Toplam tarımsal ayak izi ne olacak? Üretime geçilirse boru hatları nereden geçecek? Başlangıç su ve toprak analizleri kamuoyuna açıklanacak mı? Tarihî ve korunan alanlarla kesin mesafeler nedir?

Ve en önemlisi:

Somut taşınmazlar açısından neden acele kamulaştırma?

Bunları sormak kalkınmaya karşı çıkmak değildir.

Nasıl kalkınacağımızı sorgulamaktır.

YERİN ALTINDAKİ SERVETİ ÇIKARIRKEN ÜSTÜNDEKİ EMANETİ KAYBETMEYELİM

Gelibolu’nun altında doğal gaz bulunabilir.

Bu, Türkiye açısından önemli bir ekonomik değer olabilir. Çıkarılabilir, üretilebilir ve ülkenin hizmetine sunulabilir.

Ama bunu yaparken Gelibolu’nun toprağını, suyunu, tarımını, tarihini ve insanını korumak da mümkündür.

Hatta zorunludur.

İyi devlet yönetimi vatandaşa yalnızca:

“Merak etmeyin.”

demek değildir.

Neden merak etmemesi gerektiğini verilerle gösterebilmektir.

Enerjinin karşısında değiliz.

Bilimsel temeli olmayan korkuların da yanında değiliz.

Talebimiz açık:

Bilgi.
Şeffaflık.
Bilimsel denetim.
Hukuki güvence.
Hesap verebilir bir sistem.

Çünkü doğal gaz bittiğinde kuyu kapanır.

Petrol bittiğinde pompa durur.

Ama kaybedilen verimli toprağı, kirlenen suyu veya zarar gören tarihî mirası yeniden üretmek her zaman mümkün değildir.

Bu nedenle Gelibolu adına tarihe düşülmesi gereken not şudur:

Yerin altındaki serveti çıkarırken, yerin üstündeki emaneti kaybetmeyelim.

Gelibolu kalkınsın.

Türkiye enerjisini üretsin.

Ama Gelibolu’nun geleceği aceleye gelmesin.

Levent ZEBEK

Stratejik Sistem Mimarı