KÖŞE YAZISI | Çimento Fabrikasının Ardından TOKİ mi?
Silivri’de bazı isimlerin siyasi hafızası gerçekten çok kısa.
Bugün söylediklerini yarın unutuyorlar.
Dün söylediklerinin tam tersini bugün söylemekten de hiç çekinmiyorlar.
Ben de gazeteci olarak bu tabloyu izliyorum.
Ve soruyorum:
Silivri’ye çimento tesisini musallat eden anlayış, şimdi TOKİ üzerinden yeni bir sayfa mı açıyor?
Asıl mesele tam da burada başlıyor.
BİR TARAFTA BORA BALCIOĞLU, DİĞER TARAFTA HÜSEYİN TURAN
Çanta-Balaban’daki çimento tesisi tartışmasını Silivri unutmadı.
Bora Balcıoğlu döneminde belediyenin ruhsat süreciyle ilgili açıklamalar yapıldı.
Balcıoğlu, tesisin Bakanlıktan gelen yazı doğrultusunda ruhsatlandırıldığını ve belediye olarak bu konuda yetki sınırları bulunduğunu savundu. Kamuoyuna yansıyan haberlerde de bu yöndeki açıklamaları yer aldı.
Ama benim dikkat çektiğim başka bir nokta var.
Danamandıra’da çevre ve taş ocağı meselelerinde çok sayıda olumsuz görüş ortaya konulurken, Çanta-Balaban’daki tesis konusunda aynı hassasiyet neden gösterilmedi?
Benim edindiğim bilgiye göre Balcıoğlu’nun bazı açıklamalarında “mecbur kaldık” yaklaşımı öne çıktı.
İşte burada benim itirazım başlıyor.
Mecbur kaldık!
Peki kim mecbur bıraktı?
Hangi mevzuat?
Hangi kurum?
Hangi belge?
Hangi yazı?
Bunların hepsi ortaya konulmalı.
Çünkü belediye başkanlığı makamı, “Ben ne yapayım, mecbur kaldım” denilecek kadar basit bir makam değildir.
SONRA SAHNEYE HÜSEYİN TURAN ÇIKIYOR
AK Parti tarafında ise Hüseyin Turan vardı.
Tesis tartışılırken Turan’ın da bu konuda açıklamaları oldu.
Önce tesisin müteahhidi olmadığını söyledi.
Sonra ise beton santralinin idari binasının statik projesini kendisinin çizdiğini söyledi.
Şimdi burada bir duralım.
Çünkü bu mesele benim için çok önemli.
“Benim fabrikayla alakam yok” başka bir şeydir.
“Fabrikanın idari binasının statik projesini ben çizdim” başka bir şeydir.
Nitekim kamuoyuna yansıyan açıklamalarda Turan’ın tesisin müteahhidi olmadığını, ancak beton santralinin idari binasının statik projesini yaptığını söylediği görülüyor.
Ben de soruyorum:
Peki fabrikanın geriye kalanı ne?
Makine.
Ekipman.
Üretim sistemi.
Dolayısıyla “Ben sadece idari binayı çizdim” açıklaması bana göre meselenin tamamını anlatmaya yetmiyor.
Çünkü burada tartışılan şey sıradan bir apartman projesi değil.
Çimento/klinker tesisi.
Ve yerleşim alanlarına yakınlığı nedeniyle kamuoyunda ciddi biçimde tartışılan bir tesis.
TURAN’IN SİYASİ DURUŞU DA ORTADA
Üstelik Hüseyin Turan sadece mühendis kimliğiyle değil, siyasi kimliğiyle de bu tartışmanın içerisinde.
Bugün AK Parti’de Silivri’nin yerel yönetim çalışmalarında aktif biçimde görev alıyor.
24 Eylül 2026’da AK Parti Silivri’de yerel yönetim gündeminin ele alındığı toplantıya başkanlık etti. Toplantıda Sami Barlas ve AK Parti’li meclis üyeleri de yer aldı.
Ardından 25 Eylül’de başka bir fotoğraf çıktı.
TOKİ.
Sami Barlas, Mehmet Şahin ve Hüseyin Turan, TOKİ Projeler Daire Başkanı Serhat Gürkan ile bir araya geldi.
Görüşmede Silivri’nin konut ihtiyacı, devam eden TOKİ projeleri ve planlanan yeni projeler konuşuldu.
Şimdi burada susacak mıyım?
Hayır.
Soracağım.
ÇİMENTONUN STATİĞİNİ ÇİZEN TURAN, TOKİ’Yİ DE ÇİZERSE?
Benim sorum çok basit:
Silivri’ye çimento tesisinin gelmesi tartışılırken statik proje üzerinden adı gündeme gelen Hüseyin Turan, şimdi TOKİ projelerinin konuşulduğu masada neden yer alıyor?
Daha da açık sorayım:
Yarın Hüseyin Turan’ın bir TOKİ projesinin statik projesinde imzasını görürsek şaşıracak mıyız?
Ben şahsen şaşırmam.
Ama şu anda “TOKİ’den ihale aldı” demiyorum.
Böyle doğrulanmış bir bilgi yok.
Ben gazeteciyim.
Belge yoksa “aldı” demem.
Ama TOKİ görüşmesini de görmezden gelmem.
Çünkü gazetecinin görevi tam olarak budur.
Fotoğrafı görür.
Geçmişi hatırlar.
Bugünü kaydeder.
Yarını sorar.
BORA CEZAEVİNE GİRDİ, TURAN YİNE SAHNEDE
Şimdi bir başka tesadüfe bakalım.
Bora Balcıoğlu bugün tutuklu.
16 Haziran 2026’da Silivri Belediyesi soruşturması kapsamında Balcıoğlu dahil 10 kişi tutuklandı. İçişleri Bakanlığı da Balcıoğlu’nun geçici olarak görevden uzaklaştırıldığını açıkladı. Balcıoğlu ise hakkındaki suçlamaları reddetti.
Ben burada Balcıoğlu’nun suçlu olduğunu söylemiyorum.
Tutuklama, mahkûmiyet değildir.
Ama siyasi gerçek ortada:
Silivri’de büyük bir siyasi boşluk oluştu.
Ve o boşlukta Hüseyin Turan yeniden daha görünür.
Yerel yönetim toplantılarında.
Siyasi organizasyonlarda.
Ve şimdi TOKİ masasında.
SAMİ BARLAS MESELESİ
Benim dikkatimi çeken şey şu:
Hüseyin Turan ile Sami Barlas’ın siyasi temasları son dönemde oldukça görünür hale geldi.
Silivri’ye yatırım ve sporla ilgili tesisler kazandırmak için büyük bir mücadele veren Sami Barlas bir yanda dururken, diğer yanda Sami Barlas’a monte olup TOKİ’ye koşa koşa giden bir Hüseyin Turan tablosu çıkıyor karşımıza.
Umarız TOKİ’ye siyasetçi mühendis lazım değildir!
Belediyeciler ve siyasetçiler mesleklerini halka hizmet etmek için kullanır.
Ancak anlamadığım bir husus var:
İlçe başkanının bile karşı çıktığı, sürüyle derneğin ve STK’nin karşı çıktığı, hatta Balaban’da bulunan fabrika sahiplerinin bile eyvallah dediği bir tesisin statüğünü çizip duracaksın…
Bütün bunlar kamuoyunun önünde gerçekleşiyor.
Ben bunu şöyle okuyorum:
Hüseyin Turan yeniden kendi siyasi alanını kuruyor.
“Barlas’ı kendine monte ediyor” demem ise benim kişisel siyasi değerlendirmemdir.
Ama fotoğrafı herkes görüyor.
SERVET HANIM MESELESİNİ DE UNUTMADIM
Ve şimdi gelelim Servet Sarıoğlu Tatar meselesine.
Bu konuyu ben gazetecilik kaynaklarımdan biliyorum.
Hüseyin Turan ile Servet Hanım arasında geçmişte mahkemeye taşınan bir süreç yaşandığını biliyorum.
Ancak bugün elimde dosyanın tamamını ve mahkeme sonucunu doğrulayacak yeterli birincil belge olmadığı için, burada “şu oldu, şu suç işlendi” diye hüküm kurmayacağım.
Ama bu dosyanın da araştırılması gerektiğini söylüyorum.
Çünkü bir siyasetçiyle gazeteci arasındaki hukuki süreçler, özellikle Silivri gibi siyasi hafızası güçlü bir ilçede, öyle kolay kolay unutulmaz.
Ben unutmuyorum.
KÜRKÇÜ DÜKKÂNINA DÖNME MESELESİ
Şimdi bütün parçaları yan yana koyun.
Bora Balcıoğlu yok. (Tutuklu.)
Hüseyin Turan yeniden siyasi olarak görünür.
Sami Barlas ile yakın siyasi temas.
TOKİ görüşmesi.
Geçmişte Çanta-Balaban’daki tesis tartışması.
Statik proje açıklaması.
Ve yıllardır kapanmayan siyasi tartışmalar.
Ben de soruyorum:
Hüseyin Turan yine kürkçü dükkânına mı döndü?
Yani siyasi olarak bildiği alana…
Ve şimdi yeni hedef:
TOKİ mi?
SİLİVRİ HALKI BUNLARI SORMAYACAK MI?
Benim meselem Hüseyin Turan’ın mühendis olması değil.
Bir mühendisin proje çizmesinde problem yok.
Bir siyasetçinin TOKİ yetkilisiyle görüşmesinde de tek başına problem yok.
Problem şu soruda:
Siyasi kimlik ile ticari faaliyetler aynı zeminde kesiştiğinde şeffaflık nasıl sağlanacak?
Ben bunu soruyorum.
Ve sormaya devam edeceğim.
Çünkü Silivri’nin toprağı da bizim.
Havası da bizim.
Çocuklarımızın geleceği de bizim.
Konut ihtiyacı da bizim.
Kamu kaynakları da bizim.
BENİM SORUM ÇOK NET
Silivri’ye çimento fabrikasını musallat eden siyasi anlayış, şimdi TOKİ’nin kapısında ne arıyor?
Çimento tesisinin idari binasının statik projesini çizdiğini söyleyen Hüseyin Turan, yarın TOKİ projesinin statik projesini de çizerse ne olacak?
Bu durumda kim çıkıp “Benim haberim yoktu” diyecek?
Ben şimdiden soruyorum.
Çünkü yarın çok geç olabilir.
Ve kimse bana:
“Nereden çıktı bu soru?”
demesin.
Çimento dosyası ortada.
TOKİ görüşmesi ortada.
Siyasi temaslar ortada.
Geçmiş dosyalar ortada.
Ben de gazeteciyim.
Bakıyorum.
Araştırıyorum.
Soruyorum.
Ve gerekirse yine yazıyorum.
Çünkü benim görevim birilerinin hoşuna gitmek değil.
Benim görevim Silivri’nin hakkını sormak.
Sıradaki soru şu:
Çimento fabrikasının ardından TOKİ mi?
Yoksa bu sadece benim gazeteci şüphem mi?
Bunu zaman gösterecek.
Ama bir şeyi şimdiden söyleyeyim:
Belge çıkarsa yazarım.
Belge çıkmazsa da çıkarır, araştırırım.
Çünkü ben araştırmacı gazeteciyim.
Silivri’nin hafızasıyım.
Ve bu dosyanın peşini bırakmayacağım.
📍 Trakya’nın Bölgesel Haber Gücü
📰 Güncel • Tarafsız • Hızlı Haber
📍 İstanbul 📍 Tekirdağ 📍 Kırklareli 📍 Edirne 📍 Çanakkale
🌐 www.trakyahaberajansi.com
✍️ Gazeteciler ve Medyacılar Cemiyeti Genel Başkan Yardımcısı
Araştırmacı Gazeteci Erdinç Yıldız
